Yılsonu Hindisinin Vasiyetnamesi

biber gazıYILSONU HİNDİSİNİN VASİYETNAMESİ

Ecelime ramak kaldığının farkındayım. Artık itiraf edebilirim. Evet,
benim gerçek ismim, “Yılbaşı Hindisi” değildir. Bilinenin tam aksine,
“Yılsonu Hindisi”dir. Çünkü biz hindiler, yılbaşı nedir bilmeyiz,
havai fişek patlatmalı geri sayıma sıra gelmeden yenilir, yutuluruz.

Ayrıca, türümüz için anlam taşımayan bir adı, kendimize niye
yakıştıralım ki? İşte bu nedenle iddia ediyorum, “Yılbaşı Hindisi”
birleşik ismi, yılsonunu hiçe sayan, yaşlanma korkusunu bastırmak için
kendini neşelenmeye zorlayan yılbaşı insanı tarafından türetilmiş bir
safsatadır.

Şimdi bana, “Sana ait olmayan bir ismi, bu güne dek neden taşıdın?”
diyebilirsiniz ama işin aslı ve tüyü, hiç de zannettiğiniz gibi
değildir. Yasal haklarımın hep farkındaydım, mahkeme kararıyla ismimi
değiştirebilir, kemik yaşımı küçültebilirdim. Ancak cesaret edemedim.

Hukuk pratiğinde iki yılbaşı arasında karara bağlanmış, kaç asliye
hukuk davası vardır ki?  Diyelim dava sonuçlandı, peki bunun Yargıtay
sürecini kim takip edecek? Bırakın beni, zürriyetimi temsil edenlerin
de ömrü yetmezdi, geciken adalet sürecine. İyi ki aramızda Dev-Solcu
bir hindiyi hiç barındırmamışız. Yoksa 28 yıl süren davanın sonucunu
tebliğ ve infaz edebilmek için ruh çağırma seansları gerekirdi.
Çağrılan hindi ruhunun gelip gelmeyeceğini, yılbaşından önce bilmem
tabii ki mümkün değil. Oraya gidince sorarım.

Bu arada, hukuki başka acayiplikler de fark ettim. Alabildiğine genel
bir haksızlığa karşı kazanılmış davaların, yalnızca dava açan kişiyle
sınırlı sonuç yaratması gibi örneğin… Haksızlık etme eylemi toptan
uygulanıyordu da, haksızlıktan kurtulmaya, neden teker teker izin
veriliyordu? Hal böyle olunca, isim değişikliği davasını kazanmamın,
türüme kalıcı bir yarar sağlamayacağından en ufak bir kuşkum kalmadı.

Beni yetiştiren çiftlik sahibi de benzer bir sorundan dertliydi. O ve
diğer mağdurlar, şişirilen telefon faturalarıyla fazladan ödetilen
hiçbir tutarı geri alamamışlar. Kurumsal kazıklamalardan hesap soruşun
bireyselleştirilmesi, çok kârlı bir işmiş. Adliye koridorlarında
sürünmek istemeyen bir sürü insan, üste para vermeye bile razıymış.
Haybeden kazanç, muhasebe kayıtlarında, “Bezdirilmiş Abone Kârı”
hesabına kaydediliyormuş galiba.

Aslında saçmalıyorum. Bana ne insanların sorunlarından? Yalnızca
midelerini düşünmeyi bırakıp hayatlarını çekilmez kılan dertlerine
eğilsinler.  Yanılıp da, son arzumu sorarlarsa, dünya gözüyle bir
yılbaşı kutlamasına katılmayı mı istemeliyim? Evet, bu çok iyi bir
fikir… Yılbaşı geçince, hindi yemek akıllarına bile gelmez nasılsa.

Son demlerimi yaşadığım şu günlerde, ismimin dışında yeni bir sıkıntı
daha edindim. Palazlanmam için bana bütün olarak yutturulan iri
cevizlerden mustaribim en çok. Çiğnemeden ceviz yutmaya zorlanmaktan,
reflü sahibi oldum. Ayrıca boğaz mukozamda da tahriş var…

İnsanlar âleminde adalet olmadığı gibi, hayvanlar âleminde de adalet
yok. Kutsal hayvanlar listesine giremememize ne demeli? Üstelik burç
hayvanları arasında da yokuz. Kutsal sayıldığı için kesilmeyen
ineklere öyle gıpta ediyorum ki, anlatamam… Hindistan’da kutsal hindi
olarak yaşamak, ne şahane olurdu…

Hiç değilse, kolektif görünümlü mitolojik hayvanların bir parçası
olabilseymişiz. Üst parçası ama… Mesela, altı kanguru, üstü hindi, bir
mitolojik Tanrı…  Meğerse haram hayvanlar bile hindilerden iyi
koşullardaymış bazı coğrafyalarda. Yüzlerine bile bakılmıyormuş. Ya
maymunlar? Tapınak ziyaretçilerini soyup soğana çevirmelerine karşın
kılına dokunulmayan maymunlar…

Yetiştirildiğim bu ülkede ’70′li yılların sonuna kadar iki farklı
imajımız olduğunu yeni öğrendim. Kabaramamakla ve çirkinlikle
suçlanmamız bir yana bırakılırsa, “Bir baba hindi, hey Allah”
biçiminde başlayıp, indili bindili süren, “Yallah, yallah, hey Allah”
diye biten bir tezahüratta, sportif gücü temsil etmişiz yıllarca.

Yılbaşı kutlama alışkanlığı, baskıcı mahalle bilincine bile yerleştiği
için mi itibar kaybettik? Ne bileyim? Belki de temel sorun, uçma
tembelliğimizdir. İnsanlık tarihinde güneşe doğru uçan bazı kuşların
ve gün batımında doruğa tırmanıp karartı biçiminde poz veren keçilerin
kutsal sayıldığı aşikârsa, bir hindi olarak bundan biz de
yararlanabilirdik.

Yemlenerek yaşamaya alışmak, yalnızca zorda kalınca kısa mesafeleri
alçaktan uçmak, bize pahalıya mal oldu sanırım. İbret alınacak bir
durum… Bizim durumumuza düşmek istemeyen insanlar, geçimlerini
kendileri sağlamalı, uzak mesafelere yüksekten uçmalılar öyleyse.

Bazen kuyruğumu dik tutarak kaderime karşı direnmeye çalıştığım da
oldu… Bu tavrı, kuyruklu canlılar arasında yer almayan insanlardan
daha çok hak ediyoruz doğrusu. Denedim ama işe yaramadı. Çiftliği
çevreleyen çitleri ne zaman aşsam, sadece yiyecek bulduğunda kutlama
yapan insanlar gördüm karşımda. Tabii anında çiftliğe geri döndüm.
İnsanlar arası ilişkilerde kuyruğu dik tutmanın acılı sonuçları da
belli değil midir zaten?

Çok karmaşık hisler içindeyim… Akıbetim, bu yılı tamamlamadan
fırınlanmak olsa da, son günlerimde bana özen ve ihtimam gösterilmesi
ruhumu okşuyor. Ölümcül bir ilginin bile canlılara hoş geldiğini fark
etmek tüylerimi diken diken ediyor… Tüm hindilere ve insanlara
sesleniyorum: İçten sevginin kölesi olun ancak sahte bir ilgiye asla
kurban gitmeyin! Sevginin kaynağı belliyse de, aşırı ilginin kaynağı
hiç belli olmaz.

Bir hindi olarak doğduğum ve doğduğuma pişman edildiğim ülkenin
durumuna, tabii ki kayıtsız kalamam. Hele de bilindiği gibi bu ülkenin
ismi, hindinin İngiliz dilindeki ismiyle özdeşleşmişse… Ne zaman
birisi bana Mısır adlı ülkeden söz etse, kendimi mısır ambarında hayal
etmişimdir, ağzımı şapırdatarak.

Yılbaşı yemeğine dönüştürüldükten sonra, tabii ki geriye fazla bir
parçam kalmayacaktır. Ama buna rağmen bir miras listesi yaptım:

İbiğimin, kursağımın ve ayaklarımın, uzak doğu yemekleri yapan bir
restorana bağışlanmasını;

Kuyruk tüylerimin, kuyruğunu dik tutmada başarısız bir insana
nakledilmesini;

Kemiklerimle, sokak köpeklerine ziyafet verilmesini;

Aklımın, ortak akla ilave edilmesini vasiyet ediyorum.

Ey yılbaşı insanları, kafayı “Yılbaşı Hindisi”ne takarak kendinizi
kandırmayın. Çünkü siz aslında, “Yılsonu Hindisi” yiyorsunuz. Tadıma
varabilmek için geride bıraktığınız yılı kutlamalısınız bence.
Haberiniz olsun, “Yılsonu Hindisi” ile empati kurmadığınız taktirde, o
mutlaka bir gece rüyanıza girecek ve dudağınızı uçuklatacaktır.

Hâlâ hindi yemekten vazgeçmedinizse, o zaman lezzet arttırıcı bir
tavsiyede bulunayım. Etime karabiber dökmek yerine, biber gazı
sıkınız. Evde biber gazınız yoksa hükmedenleri kızdıracak slogan atmak
suretiyle davetiye çıkardığınız çevik kuvvete biber gazı sıktırınız.
Afiyet olsun…

Ali Sefünç

bookmark bookmark bookmark

Yorum Ekle »

Henüz yorum yapılmamış.

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URL

Yorum yapın

*
Sizin bir script,virus ya da zararli bir yazilim olmadiginizi, asagidaki kodu dogru girerek yapacaginiz yorum ile anlamis olacagim. Guvenlik geregi yapilan bir uygulamadir. Girmeniz gereken kodun uzerine tiklayarak, kodlari sesli olarakda dinleyebilirsiniz. Bu resme tiklayarak harfleri sesli olarak dinleyebilirsiniz.
Guvenlik kodunu sesli dinle